ASOMEDYA Haziran 2003 - SÖYLEŞİ
Resmin gerçek karakterini bulmaya çalışıyorum. Natürmort, peyzaj, portre, soyut, ne tür olursa olsun girmişimdir, araştırmışımdır, bulmuşumdur ve yapmışımdır. Bunlar sağlam yapıtlardır.
1930
yılında Avanos'da doğdu, 10.05.2011 Ankara'da vefat etti. Kızılırmak'ın
getirdiği o sihirli kırmızı çamurla oynadı çocukluğunda. Arkadaşları ile bu
çamuru şekillendirip yine kendilerinin yaptığı ufak fırınlarda pişirerek oyuncak
yapmayı öğrendi önceleri, hatta bir süre heykel bile çalıştı. 1940'lı yıllarda
Avanos da açılan Çini atölyesinde desen çizmeye yöneldi. İçindeki dürtü ile
1953 yılında Ankara'ya geldi. Kara Harp Okulu'nda, teknik ressam olarak çalıştığı
dönemlerde, Subay derneklerinin resim sergileri ile ilgilendi.
Sekiz yıl sonra bu görevini bıraktı, kendi deyimiyle, yün yumağındaki ipin ucunu tuttu ve çekmeye başlayarak resmin gerçek karakterini bulmaya çalıştı. Hiçbir eğitim almadı sanat adına, kendi kendini yetiştirdi. Hatta bir dönem geçimini sağlamak için, fotoğraf stüdyolarında boyama işleri de yaptı. Sanatçı kişiliği, araştırmacı, öğrenmeye aç kimliği öne çıktı. Öğrendikçe gelişti, geliştikçe aldığı bilgileri tuvaline yansıttı. Popüler bir kişi olmak yerine sanatçı olarak kalmayı yeğleyen, ülkemizde resim sanatının kurtuluşunu, futbolda olduğu gibi yabancı uzmanlardan bekleyen Nihat Tandoğan sorularımızı yanıtladı.
ASOMEDYA: Nihat Tandoğan ortalarda pek görülmez, içe kapanık bir kişilik midir?
TANDOĞAN: Öyle görülüyor değil mi? Biraz da gerçek payı var sanıyorum. Ama ben diyorum ki, bilenler bana gelsin, bilmiyorsa zaten bana da gelmeyecektir. Siz ne yaparsanız yapın, çevrenizde sizi algılayacak insanlar olmazsa, içe kapanık olmak zorundasınız veya öyle görülür.
Küskünlük, kırgınlık, kendini çekme değil. Biz sanatçıysak, bizi tanıyanlar varsa buyursun gelsin. Biz kendimizi ortaya atmayız. Ben popüler bir kişi olmak yerine sanatçı olarak kalmayı yeğlerim. Ticari bir zihniyetimiz de yoktur, medyatik olmak gibi bir isteğimiz de yoktur.
Benim resmimi gören, bir sanatçının bir resmini gören, sanattan anlıyorsa mutlaka bir yakınlık gösterir, bana, bize gelir...
A:
Avanos'da doğup büyüdünüz, neden seramik veya heykel değil de resim?
T: Çocukluğumda oyuncaklarımızı da topraktan biz yapardık, hatta ağızlık bile yaptığımız olmuştur. Avanos'daki çini atölyesinde hocamız da yetenekli birisi idi ve heykel çalışıyordu. Evet, seramik veya heykel olabilirdi ama olmadı. Resme merakım vardı. Bir şeyi yapmak için iyi bilmek gerektiğine inanırım. Dolayısıyla ben, resme olan merakım nedeniyle bunu iyi bir incelemeye almıştım. Büyük ustaların ne yaptığını anlamaya çalışarak kendimce bir ipucu arıyordum, bu da beni resmin içine çekti.
A: İpucu sizi nereye getirdi?
T: Ben sabah saat 7'de evden çıkarım ve akşam saat 9'a kadar çalışırım. Fazla üretici değilim ama araştırmaya çok önem veririm. Yeni düşüncelerim varsa uygulamaya geçerim. Aldığım bilgileri hemen tatbik etmeye koyulurum. Beğenmediğim bir resmi, ne kadar çalışırsam çalışayım siler yeniden yaparım.
Bugün, mesajları görecek kadar bir yere vardığımı sanıyorum. Bu kadar mücadelenin sonunda mutlaka bir yere gelmek gerekir, bu kadar araştırma ve yeteneğim de var zannediyorum. Resmin gerçek karakterini bulmaya çalışıyorum. Natürmort, peyzaj, portre, soyut, ne tür olursa olsun girmişimdir, araştırmışımdır, bulmuşumdur ve yapmışımdır. Sağlam yapıtlardır bunlar.
Kompozisyon diyorsunuz, armoni diyorsunuz, figürlerde hareket ediyorsunuz, ritm diyorsunuz, uyum, şekiller arasında bağlantı kurma falan. Bunlar zaman içinde gelişiyor zaten, öğrendikçe başka şeyler de devreye giriyor, bu gün belli bir kültür seviyesine geldiğime inanıyorum.
A: Bir tabloya baktığınızda sizi neler ektiler?
T: Resimden anlayan herkes, bir resmi daha farklı çekici bulabilir, çünkü bu anlamla ilgili, kültür seviyesiyle ilgili bir olay. Resim sanatı, toplum dışında bir kültürel çalışmadır. Kültürlü insanlara hitap ediyorsunuz. Sanatçı, topluma değil kültür seviyesine göre kendini yetiştirir ve o kültür içinde yer almak ister. Yani, benim nerede olduğumu bilmek için benim kültürüme sahip olmak gerekir ki yerimi bulabilesiniz.
Resmin genel olarak dünya sanatında algılanan bir takım bilgi yöntemleri var. Bir resimde, geçmiş büyük ressamlardaki o estetik kavramlar, yerli yerinde kullanılmış mı? Beni bunlar etkiler.
A: Toplum anlamıyor gibi bir düşünce varsa?
T: Bir sanatçı toplum için çalışır ama ister ki anlayanları da etrafında bulunsun. En güzel şey budur. Sanatçı o kadar çok araştırır, çalışır didinir ki, aç kalır, sefillik çeker hatta bir bunalım neticesinde sefalet içinde de ölüp gider.
Bunlar nedir, sanatçı olmanın suçu ne? Bu toplumun suçudur...
Toplumlar kendini geliştiremiyor. Toplumlar tutucu oluyor, sanatçıyı iyi anlayamıyor. Bakıyorsunuz bir Van Gogh gibi niceleri açlıktan ölmüş, intihar etmiş, neden? Toplumun ilgisizliğinden. Yok, adam kıvranıyor, aç, boya tuval alacak parası yok... Bu böyle sürüyor, intihara götürüyor.
A: Sanatçının topluma tanıtımı, nasıl olmalı?
T: Türkiye de bu konuda bir başı boşluk var. Sanat uzmanı yok, eleştirmen yok, sanatsal girişim yok,
Siz eğer kendinizi sanatçı olarak tanıtmak istiyorsanız, medya ile ilişki kuracaksınız, televizyonlara çıkacaksınız. İsim lansesine, isim olmaya gidiyoruz sanattan ziyade.
İsim olmak demek sanatçı olmak demek değildir. Batıda isim yapmak çok güç bir şeydir. İsim olarak duyulup, sanatçı kalabilmek de imkansız. Ama bu bizde imkanlı hale gelebiliyor, bizde böyle işliyor. Bir insan ismini ne kadar çok duyurursa, toplum onu sanatçı olarak algılıyor, çok yanlış.
A: Tandoğan'ın tutkun olduğu renkler var mı?
T: Hayır hayır resimde öyle bir şey yok. Resimde insanın hissiliğini koruyan şey renkler değil şekillerdir. İnsanın sevdiği renkler olabilir, sık sık kullanabilirsiniz. Bakarsınız bir resim mavi hakimiyetinde daha güzel olur diye inanırsınız mavi yaparsınız Renkler yolunda bir kişilik savunması yapmak hiçbir şeydir. Kişilik şekillerde oluşur. Bulduğunuz motiflerle oluşur, yoksa kişilik aynı resmi yapmak değildir. Ama bu da böyle algılanıyor.
A: Sizin sevdiğiniz renkleri alamadık.
T: Yeşili çok severim, sarıyı severim ama bunlar meziyet değil.
A: Aynı resmin tekrarı olamaz mı?
T: Aynı resmin tekrarı yozlaşmış bir ticarettir. Zahmeti yok ki, aynı şeyleri, kalıpları tekrar tekrar yap... Adam durmadan aynı resmi tekrar edip duruyor.
Bir resmin bir kalıbı vardır. Her resimde yeni düzen kurmak zorundasınız. Bu iş üretimciliğe gelmez, üretimci oldunuz mu satma arzusunda iseniz, durmadan aynı şeyleri yapacaksınız. Bir zahmeti yok ki, aynı şeyleri yapıyorsunuz. Birinde maviyi hakim yapıyorsunuz birinde de kırmızıyı, el de alışmış, seri imalat...
A: Yurtdışında Türk resminin yeri nedir?
T: Türk resminin yurtdışında yeri olabilmesi için önce onlar ayarında eser vermek gerekir. Çünkü bir kıstas var. O kıstasa varamamışsanız, yurt dışında da bir şey ifade etmez.
Konuya bir de şöyle bakalım; Türkiye de iyi bir yere vardınız, iyi bir ustasınız. Ama o düzeydeki insanı kim keşfedecek. Keşif yok. Batıda bu var. Eğer güçlüyseniz, kendinize has bir yorumunuz varsa, resim dünyasına bir katkıda bulunmuş iseniz o zaman çevrenizin oluştuğunu görürsünüz. Avrupa da bu işler meslek halindedir. Pek çok yayında sanat yazarı vardır, eleştirmeni vardır. Ayrıca o eleştirmenler de ressamlardan daha çok iyi bilgili insanlardır, ama resim yapamazlar. Bu ortamlarda çalışmalar zayi olmaz, mutlaka bir yerden değerlendirilir.
A: Bu tünelde ışığı ne zaman görürüz?
T: Böyle giderse ışığı hiç göremeyiz. Çünkü görsel sanatlarda insan geliştirmek, yetiştirmek gerek.
Olması gereken şey şu; Futboldan örnek vereyim. Eskiden futbolumuz nasıldı, şimdi nasıl? Nedeni gelişmiş hocalar getirdiniz, yatırım yaptınız bunlarla futbolun ne olduğunu anladık, tekniğini öğrendik.
Resimde de bunu yapmak lazım. Yabancı getirsinler. Devlet Resim Heykel Sergileri her yıl açılır. Dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir ki ressamlar jüri olsun. Yarışmacı nasıl jüri olur? Bir yıl sonra da onun eseri girecek yarışmaya. İşte bu uzmanları bu işlerde de kullansınlar.
Şarap üretimi yapılan bir coğrafyadayız ve her yıl birkaç yarışma yapılır. Bu yarışmalara yabancı şarap uzmanları getirilir, hiçbirisine jüri diye ülkemiz meyhanelerden şarap içenleri toplamazlar.
A: Eğitim sistemimiz içinde sanata gereken önem veriliyor mu? Son yıllarda açılan kursların önemi var mı?
T: Kurslar o kadar önemli değil. Kurslarda hoca olmak önemli. Şimdi bakıyorum pek doğru dürüst hoca da yok. Adam üç yıl kursa gidiyor, dördüncü yıl kendisi kurs açıyor, olacak iş değil.
Ciddi olarak okullara gitsinler, yabancı uzmanlar çağırılsın, hocalar getirilsin.
Hemen bir grup karşımıza çıkacak ve biz seçmesini bilmiyor muyuz, yapmasını bilmiyor muyuz diyecekler, böyle engeller olacak ama bence bunlar afaki sözler. Bir batılı eğitmenle bizimkiler arasında dağlar kadar fark var. Adamlar her şeye ciddi asılıyorlar. Bizde böyle bir ciddiyet yok ki. Ne bir mücadelesi var, ne kendisini yetiştirmek gibi bir çabası, bu nasıl öğretmen olacak? Bu işin bir yanı.
İkincisi, adam okulu bitiriyor, iki sene hazırlık sınıfından sonra öğretmen oluyor. Hiç araştırılmaz sanata ilgisi var mı yok mu diye. Belki okuldan sonra resim yapmayı bırakıyor. Hoca kendini gösterecek, kendi deneyimi ve bilgi birikimi yoksa becerisi de olmazsa eğitimde çocuklara nasıl faydalı olacak ki, mümkün değil.
Zaten okullara diploma almak için gidenler var, sanatçı olmak için giden pek yok. Bütün iş mezuniyet, diplomayı cebine koymak.
A: İlk ve orta dereceli eğitimde de hata var mı?
T: Bunlar hep birbirine bağlı şeyler. Bir ülkede her hangi bir dal zayıfsa diğerlerine de yansır. Uzmanlaşmış bir öğretmen yok. Bu da öğrenciyi keşfedecek insan.
Önemli bir noktaya da dikkat çekmek isterim. Resimde çocuk yetenek keşfi biraz yanıltıcı olabilir. Müzikte daha somuttur bu keşif ama resimde öyle olmadığı bir çok kez görüldü. Ayrıca bizde bir yanlış uygulama da var. Çocuğa çocukluğunda kıymet veriyorsun, sonra arkasında değilsin...
A: Sanatçı olmak için hangi yolu öneriyorsunuz?
T: Sanatçı olmayı hedeflediyseniz, onun için riske gireceksiniz. Devlete memuriyet yapıp da sanatçı olunmaz. Acısını çilesini çekeceksin, sancısını çekeceksin. Çok çalışacaksın, araştıracaksın ve öğreneceksin. Öğrenmeden, çalışmadan olmaz. Başı boş çalışma neye yarar. Bizde çoğunluk böyle, bakıyorsun bir ömür vermiş ama bir şey geliştirememiş, yapamamış. Beyinde gelişme yok, teknik de yok, bilgi dağarcığı zayıf ama bütün gün çalıştı... Bütün gün çalışarak sanat öğrenilmez ki. Bir taraftan işin fikir yönünü de kavrayacaksın. Sadece ameli olmaz. Bunu da yürüten çok az insan var. Eğer yürütüyor ve başarısız oluyorsa yeteneksiz demektir. Seviyordur, çalışıyordur ama yetersizdir. Her insan yetenekli olmaz, biraz da yetenek gerekli tabii ki.
A: Son yıllarda resim dünyasında naif'lik modası var, yerinde mi kullanılıyor bu sözcük?
T: Naifi, naif oldukları için kullanmıyorlar, acemi oldukları için kendilerini bu statüye saklıyorlar. Halbuki naiflik bir kurtuluş yolu değil ki. Naif ressam da olsan yine sanatını vecibelerini yerine getirmek zorunluluğu var.
Naif ressamlarımızdan, Fagusto gibi her şeyi yerleştirmesini bilenler var. Naiflik kisbesi altında ilerliyor, orada gidiyorlar.
Sanat sadece naif olmak değil ki, sanata bir şeyler getirmek, katkıda bulunmak gerekir. Bunun batıda örnekleri var, "Halk Ressamları" fikri oradan alıyorlar. Satıyorlar, para kazanıyorlar, memleket sanatçı diye onları da besliyor.
A: Son yıllarda bir de sahte resimler çıktı ortaya.
T: Resimde iyi değilse de bir piyasa var tabii ülkemizde ama bilinçsiz bir piyasa. Sahte resimle fazla ilgim yok ama baktılar ki memlekette yüksek fiyatla resim satılıyor, onlar da bu işi yapıyor.
Ayrıca bilinçsiz bir insanın koleksiyon yapması kadar saçma bir şey olamaz. Bunun adı resim toplamaktır, koleksiyon değil. Alımların da hiç birinin doğru olduğuna inanmıyorum.
A: Birde sahte satışlar duyuyoruz.
T: Evet bir de o moda. Sanatçı bunu yapmaz da, para kapmak isteyen kesimler var, bir takım yöntemler buluyorlar. Bir kısım çevreler, son günlerde adı duyulan ressamların üzerine gidiyor, onların da amacı kazanmak olunca sistem işlemeye başlayor. Resimlerinin hepsini satıyor, toplum galeyana geliyor ve "bak ne kadar resim" satmış diyerek buraya yöneliyor.
Alıcı zaten anlamıyor, parası var ama ömründe bir tek kitap bile alıp bakmış değil. Arkadaşı aldığı için o da resim alacak. Tesadüf bu ya, arkadaşında gördüğü aynı resmi de isteyebiliyor veya aynı ressam diye tutturuyor. Başkasını alırsa yanıldığını düşünecek. Böylece satışlarda artış oluyor. Çok sattığı için mi talep oluyor, talep olduğu için mi çok satıyor?
A: Teşekkür ederiz.
Kaynak: http://www.aso.org.tr/asomedya/haziran2003/soylesihaziran2003.html